KOMŞULUK HAKKI.

 

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir varmış bir yokmuş. Güzel yurdumun güzel köşelerinden birisinde komşu iki köy varmış. İki komşu köyün birbirlerini seven, komşuluk haklarını gözeten güzel insanları varmış. Her fırsatta birbirlerini görmeyi, muhabbet etmeyi arzu ederlermiş. Bayram günleri, Cuma günleri, Panayır günleri ve Pazar günleri (alış-veriş) buluşmak, kaynaşmak için en önemli günlermiş. Yolda, bayırda, çayırda, gurbette birbirlerini gördüklerinde muhabbetle kucaklaşır hal hatır sorarlarmış. Aslında küçük ilçenin bütün köylerinde durum böyle imiş.  Komşu köyler bayramlarda birbirlerine giderler, pilav ve helva yerlermiş. Bayramlaşırlar, muhabbet ederlermiş.  

 

Hatta komşu şehirlerde yol üzerinde kol kola muhabbet eden kişileri gördüklerinde sorarlarmış “Kardeşim siz Dörtdivanlı mısınız?” diye.  Tabiidir ki bunlar Dörtdivanlı imiş.

 

            Gel zaman git zaman. Köylerde yaşamak zorlaşmış. Aslında yönetime gelen basiretsiz idareciler, yurdumuzun bilgisiz politikacıları, yurt dışından tezgâhlanan bilinçli politikalar nedeniyle insanlar geçinmek için göçe zorlanmışlar. Almanya, Fransa gibi ülkelere, İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlere pırna pırna dağılmışlar. Buralardaki acımasız hayat şartları insanları hırslı ve bencil kişiler haline getirmiş.

 

            Orta yaşın üstündeki insanlar, eski komşularıyla karşılaştıklarında gözleri buğulanır yine sevgi ve muhabbetle kucaklaşırlarmış. Fakat gençler. Bambaşka bir dünya kurmuşlar kendilerine.  Cafe, kahve ve oyun ortamlarını paylaştıkları sınırlı sayıda birkaç arkadaş ve uzun süreli olmayan karşı cins ve internet arkadaşlıkları varmış. Beyinleri futbol, dar ideolojik fikirler ve cinsellikle yoğrulmuş çoğunun.

 

            Böyle bir ortamda komşu köylerden iki eski arkadaş, iki köyün arasındaki yolda karşılaşmış. Muhabbetle kucaklaşıp hal hatır sorduktan sonra yolun kenarındaki çakıl taşlarına oturmuşlar. Önlerinde Dörtdivan ovası, eskilerden yenilerden konuşmuşlar. Kah gülmüşler, kah üzülmüşler.  Az önlerindeki söğüt ve kavak ağaçlarının sıralandığı Akarca’dan bahsetmişler. Bir zamanlar yukarı komşu köyden çıkan bir kaynak suyu Akarca boyunca akar gidermiş. Su kenarında bostanlar varmış. Bostanlarda bir hanenin sene boyunca ihtiyacını karşılayacak sebzeler yetişirmiş. Patates, soğan, kabak, fasulye biber yetiştirilirmiş. İki komşu köy suyu güzel ve adaletli bir şekilde kullanır, buna da komşuluk hakkı derlermiş. Peygamberimizin komşuluk hakkındaki hadisini samimi bir şekilde uygulamaya çok özen gösterirlermiş.

 

            Uzun bir sohbetin sonunda, “Ah dostum” diye içini çekmiş yukarı köylü ve devam etmiş “Önce mezarlığın etrafındaki kavak ağaçlarının sulanması bahanesiyle kesildi suyunuz. Şimdi ise köyümüzün kanalizasyonu akıyor Akarcadaki hendekten. Kokusu buraya kadar geliyor. Hadi kalkalım.” demiş. Kalkmışlar, “Allah sonumuzu hayırlı etsin” diyerek dua edip vedalaşmışlar.

 

Mustafa YILMAZ Y.Sayık-2008