Bir
varmış bir yokmuş.
Dünyanın bir köşesinde, zamanın birinde çok güzel büyük bir orman varmış. Bu
ormanda her türden canlı barış içinde yaşarmış. Allah`ın nimetlerinden ihtiyaçları ölçüsünde faydalanır,
şükrederlermiş.
Bir zaman sora aç gözlü bazı yaratıklar birleşerek
güzelim ormanı talan etmeye başlamışlar. Orman sakinleri bu talan karşısında
direnmişler. Ancak, ellerinde bir kaç tepecik kalmış ve barış imzalamışlar. Bu
tepelerde ihtiyaçlarını karşılayacak ölçüde yiyecek içecek bulabiliyorlarmış.
Meyveler verimli, ağaçlar gür ve
büyükmüş. Yağmurlar düzenli yağar, mevsimler güzel geçermiş. Yağmur, Güneş ve
verimli toprak; bitki ve meyvelerin büyümesi için den doğal, en güzel ortamı
oluşturuyormuş.
Bir gün ormanda bir çoban ortaya çıkmış. Bir kaç tane keçisi
varmış. Zamanla keçiler çoğalmışlar. Tabi ki keçi etini seven kurtlar da
çoğalmış. Ormandaki bitkilerin, meyvelerin taze sürgünlerini yemeye başlamışlar. Mevsimler
yine güzel geçmiş, yağmurlar yine düzenli yağmış ama bitkiler bodur
büyümüşler. Meyveler yabani meyveye dönüşmüşler.
Orman sakinlerinin huzuru bozulmuş, kendi aralarında sert
tartışmalar yapmışlar, guruplara ayrılmışlar. Hatta birbirlerine zarar vermeye
başlamışlar. Sonunda içlerinden bir kaç kişi çobana gitmiş ve keçilerini ormandan
çıkarmasını istemişler.
Çoban orman arkadaşlarının dileğini yerine getirmemiş. Çünkü
keçiler, diğerlerinin yanında ona üstünlük sağlıyormuş. Kurtlar çobanı korumaya
almışlar. Kurtların, çobanın keçilerine, dolayısıyla çobana ihtiyaçları
varmış. Bir gün çobanı ormana başkan yapmaya karar vermişler. Çoban bu hizmete (!)
talip olmuş.
Yüksekçe bir kütüğün üstüne çıkarak başlamış konuşmaya;
-Sayın pek sevgili orman arkadaşlarım, canlarım, ciğerlerim, sevgili tavşanım, benim
kurbağam, benim tosbağam, güzel sesli kargalarım... Ben sizin hakkınızı kimseye
yedirmem. Sizleri çok severim. Sizler benim her şeyimsiniz. Bakın şu yamaçtaki
ardıç çalıları yoktu. Onları ben yetiştirdim ben. Sizler için her şeyi yaparım.
Önümüzdeki 150 yıl içinde daha birçok şeyler yapacağız. Mutluluk ve refah içinde
yaşayacağız. Dedikodulara sakın inanmayın. Benim canlarım, ciğerlerim,
vatandaşlarım.
Orman sakinleri bu sözler karşısında keçileri, kurtları
unutmuşlar. Tatlı tatlı hayallere dalmışlar.
İçlerinden bazıları da şöyle fısıldamış;
KEŞKE ORMANIN DOĞAL GELİŞİMİNE ENGEL OLMASAYDI. BİZ ONUN
SÖYLEDİKLERİNİ ÇOKTAN YAŞIYOR OLACAKTIK.